Yaşadığımız değişimler yaşayacaklarımızın habercisiyse, bu zaman dilimine olan tanıklığımız kapasitelerimizi zorlayacak gibi.

1902 yapımı ilk bilim kurgu filmi Aya Seyahat’in yönetmeni illüzyonist ve sihirbaz G. Melies’nin illüzyon numaraları kendini aştı.

Gelecek geldi mi acaba?

Bir yerde okumuştum, bu virüsün dönüştürücü etkisi virüsün kendisinden daha çok konuşulacak…

Dünya dönüşürken yaşananlara bakın.

Demokrasi konusunda ihracat şampiyonluğunu kimseye kaptırmaya niyeti olmayanların, demokrasi eksikliği olanlara, ekonomik ederleri kadar bahşettiği ve ihraç ettiği özgürlük, Irak’ta, Ortadoğu’da ve benzer coğrafyalarda ayaklar altında…

Oysa bu özgürlük önce Uygur Türk’lerine oradan da Hong Kong’a gelecekti. Sahte gözyaşlarıyla dünyaya “demokrasi” getirmek isteyenlerin evi darmadağın.

MÖ’nün ve MS’nin yerini, KS (Koronadan Sonra) alacak gibi.

Virüsün ilk gününden bu yana, her fırsatta en güçlü rakipleri olan Çin’i eleştirmeleri beyhude bir çaba çünkü “Gelecek cesurları severmiş…”

Ve o gelecek geldi.

Bu kez günah keçisi “korona” olacak…

Dünyayı dönüştürecek olayların tetiklendiği Vuhan, tarihteki yerini çoktan aldı…

Geleceğin tasarımcısı olamayanların yapabileceği yegâne şey geleceğin kendisiyle yapılmış berbat bir selfie

İç siyasetin ayrıştırıcı diliyle birbirini “yemeye” çalışanların akıbeti olacak mı buna da siz karar verin.

Kendi inandıkları dine en fazla zararı veren zamane Ebu Cehil’lerin, çoluk çocuk için fetva veren Mefistofeles’lerin ve diğer tarafta aydınlanmayı bir gazete ve televizyon kanalı arasına sıkıştıranların geleceğini yaşayıp göreceğiz.

Kafayı site sakinlerine takanlarsa, şimdiden çöp…

“Dinden-diyanetten” ve “laiklik”ten “ekmek” umanlara sabırlar diliyorum.

Birçoğumuz bu virüs sayesinde evde “ekmek” yapmayı öğrendik ne de olsa…

Hukuk dönemselse, edep zamansızmış…

Biz istemesek dahi “edep”li işler yapacağız, bu dönüşümün içinde edep hep olacak.

Amerika’daki o hengamede bir kareyi hatırlayalım.

Oklahoma polisinin göstericilerle diz çökerek iletişim kurma düşüncesi karşılık buluyor, siyahi protestocu barikatı geçip beyaz polis memuruyla tokalaşıp kucaklaşıyor…

Kurgulanmış diye düşünebilirsiniz ancak mesaj güzel, empati olunca anlaşabiliyoruz.

Kötülük eninde sonunda kaybediyor.

Eğitim, ekonomi, sağlık, üretim, tüketim, savunma ne varsa, hızlıca değişecek. Başımızı kaldırıp dünyaya baktığımızda, bu değişimi görmemek mümkün değil.

Neredeyse tüm ekonominin durma noktasına geldiği bu günlerde, müthiş bir haber: Yerli oyun şirketi Peak, 1,8 milyar dolara dünyanın en büyük oyun firmalarından, ABD merkezli Zynga’ya satıldı. Peak, bu satış işlemiyle Türkiye’nin ilk milyar dolarlık girişimi…

Şimdi geleceğe bir daha bakın…

Varlık satmıyorsunuz, yazılım satıyorsunuz.

İşin boyutunu anlamak için, Türkiye’nin son 14 yıllık özelleştirme rakamının 60 milyar dolar olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Analistler gelecekte, gıdaya ve suya ayrı bir başlık açıyorlar.

Gelecekteki “gıda”yı tasarlamak daha az yağmur duası demek.

Lafı uzatmadan bir bilgi paylaşıp, takdiri size bırakarak, boşlukları doldurmanızı rica ediyorum.

Gıda mühendisliğinde dünyanın en prestijli üniversiteleri Hollanda’da ve Çin’de.

Çağdaş eğitime, iyi-edepli insan yetiştirmeye odaklananların, bir zamanlar bataklık olan toprakları nasıl “beyaz zambaklar ülkesine” dönüştürdüğü de malumunuz.

Beyaz zambaklar ülkesine dönüşmek, boynumuzun borcu olsun.

Günlük işlerle meşgul olanlara inat, düşüncelerimiz, gözümüz, kulağımız gelecekte…

Şimdilik SpaceX’e el sallasak da bir gün asteroitlerde maden aramaya giden mühendislerimiz o gemide olacak. (Uzay madenciliğinin büyüklüğü 10 kentilyon dolar)

Şairin dediği gibi, “beygirinkinden azıcık uzun, karganınkinden azıcık kısa” şu ömrümüzde, yaşadığımız dünya daha kötüye gitmiyor, yeter ki kendinizi geleceğe hazırlayın…

Rıdvan Ensari

Kapak Resmi: Ferhat Özatar

Bir Yorum Yazın