Korona Virüs, Doğanın Çevreye Zarar Veren İnsanoğluna Çıkardığı Birikmiş Faturaların Başlangıcı mı?

Kovid-19 salgını, derin bir iklim ve çevre krizi yaşayan dünyada son yıllarda meydana gelen doğal afetler serisinin bir parçası mı? Korona virüs yakın gelecekte meydana gelebilecek daha kötü salgınların bir başlangıcı mı?

Tarihte yaşanmış en büyük ve ölümcül salgınların çoğu, Asya ve Afrika çıkışlı; ancak, bundan daha önemli olan ortak özellikleri arasında, günlük hayatta bilimsel bilgi eksikliğinden kaynaklı hijyenik olmayan bazı etkinlikler veya beşeri faaliyetlerin çevrede oluşturduğu zararlar var. Kirlenen su kaynakları, kültürel diyet alışkanlıkları, aşırı avlanma nedeniyle doğada oluşabilen dengesizlikler bunlardan bazıları.

Örneğin bir bölgede insanların tüketimi nedeniyle kurbağa nüfusu azalıyorsa, kurbağaların tükettiği uçan böcekler ve sinekler artış gösterebiliyor; ve insanlar bu sineklerin taşıdığı hastalıklara daha yüksek seviyede maruz kalabiliyor. Dengenin kaybolduğu benzeri senaryolar sonucu sıtma, sarıhumma ve uyku hastalığı gibi salgınlar ortaya çıkabiliyor.

Günümüz medeniyetlerini, şehirlerini ve imkanlarını bir kenara bırakacak olursak, doğadaki büyük resme bakıldığında insanoğlu da diğer türler gibi sınırları doğa tarafından belirlenmiş hayat döngüsü ve dengesindeki yeri milyonlarca yıl boyunca pek değişmemiş olan bir tür.

Ne var ki son on bin yıl içerisinde insan kendine doğanın biçtiği bu sınırları tanımamayı ve bu çerçevede hareket etmemeyi seçti.

Bu durum son yıllarda en çok sorulan sorulardan birini ortaya çıkardı: Doğa önümüze bu seçimin birikmiş faturasını mı koyuyor?

Gabon ormanlarında küçük bir köy

Çevre ve iklim konuları üzerine araştırmalar yapan ve kar amacı gütmeyen medya kuruluşu ensıa için konuyu araştıran John Vidal’in kaleme aldığı araştırma yazısı bu ilişkiye ışık tutuyor:

“Kuzey Gabon’un Minkebe Ormanı derinliklerinde ve Ivindo nehri kıyısında bulunan Mayibout sağlıklı bir yer değil. Köyde 150 civarı kişi yaşıyor. Sıtma, Sarıhumma ve Deng humması gibi hastalıklara alışkınlar. Çoğu bu hastalıkları atlatıyor.

Ne var ki Ocak 1996’da insanlığın bildiği en ölümcül virüslerden biri olan Ebola beklenmedik şekilde Minkebe Ormanı’nda dolaşmaya başladı ve bu köyde de 37’ye yakın kişiyi öldürdü. Hayatını kaybedenler arasında ormanda şempanze avlayıp, taşıyan, kesen ve yiyen çok sayıda kişi olduğu rapor edildi.

Yağmur ormanları, tropikal iklimler ve vahşi hayvan pazarlarının kurulduğu, biyolojik çeşitliliğin son derece yüksek olduğu yerlerde görülen bu ölümcül hastalığı incelemek için 2004 yılında Gabon’a gittim. Burada, Mayibout’ta, bulaştığı zaman %90 oranla öldüren bir virüs nedeniyle travmatize olmuş insanları gördüm. Virüsün geri dönmesinden sürekli endişe ediyorlardı.

Köylüler bana şempanzelere temas eden, onları yiyen herkesin birkaç saat içerisinde yüksek ateş geçirdiğini anlattı. Bazıları hemen ölmüş, bazıları hastaneye yetiştirilebilmiş. Az sayıda kişi iyileşmiş. Bunlardan birinin adı Nesto Bematsick ve bana, “Eskiden ormanı çok severdik, şimdi ondan korkuyoruz,” dedi. Bemastick virüs nedeniyle tüm ailesini kaybetmiş.

Tüm gelişmelerin kaynağı beşeri faaliyetler mi?

Bundan sadece 15-20 yıl öncesine kadar vahşi ormanların ve bu bölgelerdeki biyolojik çeşitliliğin, insanlığın bilmediği patojenler ve virüslerle dolu olduğu için tehlikeli olduğu düşünülürdü. Ne var ki günümüzde araştırmacılar, durumun tersinin söz konusu olduğunu düşünüyor. Yani, insanların biyoçeşitliliği yok eden etkinlikleri nedeniyle, Kovid-19 benzeri hastalıklar ve yeni virüsler meydana çıkıyor.

Bu konuda “Gezegen Sağlığı” adı altında yeni bir disiplin bile oluşmaya başladı. Bu disiplin insan sağlığıyla, gezegendeki çevre, iklim ve biyoçeşitlilikte oluşan değişimler arasında artık gözle görülür hale gelen ilişkiyi inceliyor.

O halde 90’lı yıllarda Ebola gibi epidemilere, yol yapımı, madencilik, avcılık, ağaç kesimi gibi beşeri faaliyetlerin sebebiyet vermiş olması ve bugün yaşanan salgınların da köklerinin beşeri faaliyetlerde olması mümkün mü?

Virüslerin yeni ev sahibi biziz

Taşma: Hayvan Enfeksiyonları ve Yeni Pandemiler kitabının yazarı David Quammen, New York Times’a yazdığı yazısında şunları söylüyor:

“Tropik ormanları istila ettik. Vahşi yaşam alanlarını istila ettik. Buralarda bulunan ve insan türünden uzak şekilde evrimleşen çok sayıda bitki ve hayvanda bilinmeyen virüsler var. Yaşadıkları ağaçları kesiyoruz, onları kafeslere koyuyoruz, öldürüyoruz. Vahşi hayvan pazarlarında etlerini satıyoruz. Ekosistemleri bozuyoruz ve virüslerin doğal ev sahiplerini öldürünce, onlar da yeni ev sahipleri aramaya başlıyor. Biz bu bilinmeyen virüslerin yeni yaşam alanları haline geliyoruz.”

Giderek artan tehdit

abd Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (cdc) yaptığı öngörülere göre, yeni çıkacak olan hastalıkların dörtte üçü hayvansal kaynaklı olacak. Hayvanlardan insanlara geçecek olan patojenler, aynı zamanda dünyanın küreselleşmiş olması nedeniyle, eski çağlara oranla çok daha hızlı yayılacak ve kontrol altına alınması çok daha zor olacak.

Hayvanlardan bulaşan hastalıklar

Kuş gribi, domuz gribi, mers ve son olarak Covid-19 bu trendin sadece bir başlangıcı olabilir.

Yakın ve uzak tarihte de durum farklı değil. aıds’in ilk olarak Afrika’da önce maymunlarda, sonra da maymunları yiyen kişilerde görülmüş olması, Avrupa’da orta çağlarda yaşanan veba salgınlarının, fare ve sıçan benzeri hayvanlardan geçmiş olması bilinen örneklerden.

1969’da ilk kez Nijerya’da tespit edilen Lassa humması, Malezya’da ortaya çıkan Nipah hastalığı, yine ilk Çin’de görülmüş olan sars virüsü ve Afrika-Asya güzergahı üzerinde çıkmış olan Zika virüsü, yine hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar arasında.

Küresel sağlık, güvenlik ve ekonomi savunmasız durumda

Londra Üniversitesi Ekoloji ve Biyoçeşitlilik Kürsüsü başkanı Kate Jones, hayvansal kaynaklı enfeksiyon hastalıklarının artmaya devam edeceğini ve bunun en büyük küresel tehditlerden biri olduğunu ileri sürerek küresel sağlık, güvenlik ve ekonominin bu tehdide karşı savunmasız durumda olduğunu dile getiriyor.

Son 50 yıldaki hastalıkların %60’ı hayvanlardan

Jones ve ekibi 2008 yılında yaptıkları çalışmada toplam 335 hastalığın, 1960 ila 2004 yılları arasında ortaya çıktığını ve bunların %60’ının insanların hayvanlarla olan etkileşiminden kaynaklandığını tespit etti.

Bunun da ötesinde Jones, bu zoonotik tabir edilen hastalıkların çevresel değişimlerle ve insanların davranış değişiklikleriyle ilgili olduğuna dikkat çekiyor ve bir örnek veriyor:

“Ormanlarda yapılan ağaç kesimi, madencilik ve yol faaliyetleri hızlı bir şehirleşmeye ve nüfus artışına neden oluyor. Bu bölgelerde çağlar boyu birbirinden uzakta kalmayı başarmış kabileleri, insan gruplarını ve yine aynı bölgede yaşayan hayvanları daha önce hiç olmadığı kadar bir araya getiriyor bu durum. Bu noktalar, potansiyel bir virüs salgınının başlangıç kıvılcımı için en ideal yerler haline geliyor. Bu da insan medeniyeti ve ekonomik kalkınmanın gizli bir bedeli olarak sonradan karşımıza geliyor.”

Yaşam alanlarından olan hayvanlar

Jones’un bir başka çalışması da toprak ve arazi kullanımının yeni risklere nasıl katkı yaptığıyla ilgili. Buna göre, bir bölgede hayvanların yaşadığı araziler insan eliyle bozulduğu veya topraklar, sular zehirlendiği zaman, geriye kalan hayvanlar genellikle bünyeleri en dirençli olanlar oluyor. O dirençli hayvanlar da insanlar için en ölümcül virüsleri bünyelerinde barındırabiliyor.

Evrim geçirmeye devam eden patojenler

Liverpool Üniversitesi Enfeksiyon ve Küresel Sağlık Enstitüsünde Hayvansal Enfeksiyonlar Bölümü başkanı Eric Fevre de hayvanlardaki patojenlerin, doğada hiçbir tedaviyle karşılaşmadan evrildiğini ve hayvanlardan insanlara atlayan hastalık örneklerinin daima olmaya devam edeceğini belirtiyor.

Fevre’e göre konu açısından geçtiğimiz yüzyılla bugün arasındaki en önemli fark, tüketmek ve beslemek için doğal ortamdaki sayılarını dengesiz hale getirdiğimiz hayvanlarla çok daha iç içe ve yoğun nüfuslu şekilde yaşıyor olmamız. Aynı şekilde hayvanları da kendi aralarında doğal ortamlarındaki hallerine kıyasla, çok yakın olmaya zorluyoruz.

Korona bir buz dağının sadece görünen ucu

Daralmakta olan yaşam alanları üzerine çalışan Emory Üniversitesi Çevre Bilimleri profesörü Thomas Gillespie, “Patojenler türlerin arasındaki sınırlara riayet etmezler,” diyerek şunları söylüyor:

“Korona virüs salgını beni pek de şaşırtmadı. Gezegenimizdeki patojenlerin çoğu hala keşfedilmedi bile. Şu anda bir buzdağının ucunu görüyoruz sadece.”

New York’taki Cary Enstitüsünde ekosistemler üzerine çalışma yapan Richard Ostfeld de “Gezegen Sağlığı” disiplini altında insan sağlığıyla ekosistem sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim insanlarından biri. Ostfeld’e göre, kamuoyunda doğanın bize karşı tehdit oluşturduğuna yönelik bir algı var; ancak bu, günümüzde artık eski zamanlardaki gibi geçerli bir durum değil. Ostfeld, “Esas tehdit insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Ekosistemleri ne kadar rahatsız edersek, biz de o kadar rahatsız olacağız,” diyor.

İnsanoğlunun hayvanlarla olan ilişkisini gözden geçirmesi gerekiyor olabilir

Kovid-19’un salgının da ilk olarak Çin’in Vuhan şehrindeki hayvan pazarında tespit edilmesi, insan faaliyetlerinin bu pandeminin başlangıcında oynadığı rollerden biri nedeniyle olabilir.

İnsanların iç içe yaşadığı kalabalık şehirlerde, taze olması adına küçük bir pazarda egzotik ve vahşi hayvanların canlı şekilde birbirine yakın olarak kafeslerde veya sığ suda, farklı tür hayvanlarla bir arada tutulmamaları, pazar yerinde müşteri önünde kesilip öldürülmeleri, kanlarının ve iç organ parçalarının kanalizasyonlara akması ve farklı şebekelere karışabilecek olması, satın alanların etleri yeteri kadar pişirmemiş olma ihtimalleri ve daha pek çok durum, insanoğlunun doğal hayatla olan etkileşimini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini gösteriyor olabilir.

https://tr.euronews.com/2020/03/20/koronavirus-doganin-cevreye-zarar-veren-insanogluna-cikardig-birikmis-faturalarin-baslangi

Bir Yorum Yazın