Yeni virüs fırtınasının merkezi olan Çin’de gerçekleşen şeylerin tam bir resmini elde etmek imkânsız olsa da ana akım medyanın ve insanlardaki ciddi paniğin beslediği bir süreç var. Gerçek tehlikenin ne olduğu belli değil. Bunun, pandemi sonrası gelecek için endişe verici etkileri var.

Dünya medyasının haberleri her gün, artık kovid-19 olarak adlandırılan korona virüs hastalığı için, daha fazla ülkede pozitif teşhisi konan daha fazla insan olduğunu bildiriyor. Bildirilen sayılar büyüdükçe, genellikle maskeler, dezenfektanlar, tuvalet kâğıdı, konserve ürünler için panik halinde alışverişin yanı sıra, yaygın stres de artıyor.

Test sonuçlarını bilime dayalı olarak kabul etmemiz söyleniyor

Yeni virüs fırtınasının merkezi olan Çin’de gerçekleşen şeylerin tam bir resmini elde etmek imkânsız olsa da ana akım medyanın ve insanlardaki ciddi paniğin beslediği bir süreç var. Gerçek tehlikenin ne olduğu belli değil. Bunun pandemi sonrası gelecek için endişe verici etkileri var.

Ocak ayının son haftasında, Çin Komünist Partisi, açıkça kontrolden çıkmış bir halk sağlığı durumunu ele almak amacıyla 11 milyon nüfuslu Vuhan’da benzeri görülmemiş bir karantina emri verdi. Daha önce modern halk sağlığı tarihinde hiçbir bir hükümet, bir kamu sağlığı uygulamasıyla, etrafına bir kordon çekilmiş şekilde tüm şehri karantinaya almamıştı. Bu karantina, diğer Çin şehirlerine de hızla yayıldı. Geçtiğimiz haftalarda, dünyanın ikinci en büyük ulusal ekonomisinin büyük bir kısmı kapandı. Bu da küresel ekonomiyi dolaysız olarak etkiliyor. Bu noktada, Çin dışındaki ülkelerde, özellikle Güney Kore, Japonya, İran ve İtalya’da vakalar ve ilk ölümler bildirildiği için, herkesin sorduğu en önemli soru, bu virüsün ne kadar tehlikeli olduğuydu.

ABD’deki CDC (Centers for Disease Control and Prevention – Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri ) fiyaskosuyla, yeni virüs için varsayılan testlerin kusurlu olduğu, SARS-CoV-2 olarak adlandırılan virüs için yapılan testlerin %100 güvenilir olmadığı anlaşıldı.

Buna rağmen, İtalya’daki boş mağaza raflarının, ana akım medya görüntülerinden sürekli bir şekilde etkilenen Washington eyaleti bakım evlerinin çevresindeki polis kordonlarının, tahmin edilen birkaç korona virus hastasını barındırdığı söylenen ceset torbalarıyla dolu İran hastanelerinin fotoğrafları, milyonlarca vatandaşın telaşa kapılması ve korkması için yeterliydi.

Ülkeden ülkeye, şehirden şehre, birçok insanın bir araya geldiği önemli olayların iptali (ki buna Venedik Karnavalı, önemli spor etkinlikleri, İsviçre ve başka yerlerdeki ticaret fuarları da dahil) dünyanın dört bir yanındaki insanlar, yolcu gemisi gezilerinin yanı sıra, tatil uçuşlarını da iptal ettikçe, büyük hava yolları finansal olarak zorlanmaya başladı. Çin, virüs bulaşma riski olabileceğini iddia ederek nakit banknotların yakılmasını emrediyor. Louvre yeniden açılıyor ama nakit kabul etmiyor, kâğıt para bulaşmaya neden olabileceğinden, yalnızca kredi kartları geçiyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kâğıt paradan bulaş riski konusunda uyarıda bulunuyor. Bazı ülkeler (İngiltere gibi) vatandaşların yasal olarak alıkonulmasına izin veren yasalar çıkarıyorlar. Marketlerin promosyonları, mağazaların arka kısmındaki raflarda yer alan, pirinç, makarna, tuvalet kağıdı gibi günlük temel ihtiyaç maddelerinin raflarda kalmamasından esinlenerek, paniği büyütüyor.

Ölüm Oranı Üzerine Sorular

Kovid-19 nedeniyle bariz ölümler hakkında bir görüşe sahip olmak önemli. Burada gerçekler çok kesin değil. Dünya Sağlık Örgütü genel yöneticisi Tedros Adhanom’a göre 3 Mart 2020 itibariyle dünya genelinde toplam 90.893 kovid-19 vakası vardı ve bu vakaların 3.110’u ölümle sonuçlandı. Daha sonra, diğer sağlık uzmanlarının tartıştığı bir rakam olan %3,4 ölüm oranı dillendirildi. Tedros, “Küresel olarak, bildirilen kovid-19 vakalarının yaklaşık %3,4’ü ölümle sonuçlandı. Karşılaştırma yapıldığında, mevsimsel grip genellikle enfekte olanların %1’inden daha azını öldürür.

Sorun şu ki hiç kimse gerçek ölüm hızının ne olduğunu tam olarak söyleyemez. Çünkü küresel olarak, virüsün neden olduğu hafif vakaların hepsini test etmedik ve bu testlerin doğruluğu %100 kesin değil. Ancak mevsimsel gripten üç kat daha fazla ölüm oranıyla ilgili bir açıklama, eğer doğruysa, gerçek bir panik yaratır.

Salgın uzmanlarına göre, gerçek ölüm oranı çok daha düşük. Londra’daki Hijyen ve Tropikal Tıp Okulunda Bulaşıcı Hastalıkların Matematiksel Modellemesi Merkezinde çalışan Profesör John Edmunds, “Tüm vakaları rapor etmiyoruz,” diyor. “Aslında, bunlar yalnızca küçük bir kısmı. Gerçekte daha fazla vaka varsa, vaka ölüm oranı daha düşük olacaktır.” Edmonds sözlerini şöyle sürdürüyor: “Güvenle söyleyebileceğiniz şey (…) bildirilen ölümlerin sayısını, bildirilen vaka sayısına böldüğünüzde (vaka ölüm oranını elde etmek için), neredeyse kesinlikle yanlış cevabı alacaksınız.” Tedros yönetimindeki DSÖ, panik yaymanın yanı sıra, hatalı görünüyor.

DSÖ ve ABD’deki CDC birkaç yıl önce mevsimsel gripten ölümlerin tanımını, “grip veya zatürree ölümleri” olarak değiştirdi. CDC, sadece yaklaşık olarak, “pnömoni veya influenza”yı listeleyen toplam ölüm belgesinin sayısını, işlenen toplam ölüm sertifikasıyla grip ölüm sayısını hesaplar. Pnömoni veya diğer akciğer hastalıkları olan yaşlıların kaçının bu hastalıklardan öldüğü belirsizdir. Doğal olarak rakamlar, korkunun yayılmasına ve olumlu etkisi kanıtlanmış bir şey olmayan mevsimsel grip aşılarının satılmasına yardımcı olur.

CDC, 2017 yılında dünya çapında yapılan bir çalışmada, “Dünya genelinde 291.000 ila 646.000 kişi, her yıl mevsimsel griple ilişkili solunum yolu hastalıklarından ölüyor” bilgisini paylaştı.

Sadece Çin’de, 2018 yılında, mevsimsel griple ilişkili (pnömoni dahil) ölümlerin tahmini sayısı yaklaşık 300.000 idi. Koronaya bağlı 3.000 ölüm, trajik olduğu gibi, Çin’de akciğer hastalıklarından kaynaklanan “normal” yıllık ölümlerin ancak %1’i, Çin’deki 3.000 ölümünün kaçının mevsimsel zatürreeden kaynaklandığı bile belli değil.

Ancak, Çin’de sokaklarda kovid-19’dan öldüğü iddia edilen veya kanıt olmadan ya da koridorları ceset torbalarıyla doldurulmuş Vuhan hastaneleri ve kanıtlanamayan dramatik videolar nedeniyle, dünyanın çoğu bu garip dışsal istilacı hakkında anlaşılır bir şekilde endişeli.

İyi niyetli birçok sağlık görevlisinin arasındaki bariz karmaşanın ve GlaxoSmithKline, Gilead ve diğer Batılı aşı üreticilerinin muhtemel fırsatçılığının ortasında, dünyamız endişe verici bir hızla, sadece aylar öncesinde hayal bile edemeyeceğimiz şekillerde dönüşüme uğruyor.

“Kilit Adım”

Bu noktada, Çin içinde ne olursa olsun, Pekin’deki yetkililerin kovid-19 vakalarını sayma yöntemlerindeki bazı değişiklikleri, çelişen tepkiler nedeniyle söylemek neredeyse imkânsız. Şimdi asıl soru, Batı’daki ilgili makamların bu krizi nasıl kullanacağıdır. Burada, dünyanın önde gelen öjeni (engelli, hasta, homoseksüel insanların ayıklanması ve sağlıklı bireylerin çoğaltılması yoluyla bir insan ırkının “ıslah edilmesi”) destekçilerinden biri ve GDO’nun yaratıcısı Rockefeller Vakfının on yıl önce yayınladığı, konuyla son derece ilgili bir rapora geri dönmek yararlı olacaktır.

Söz konusu raporun epeyce iddiasız bir başlığı var: “Teknoloji ve Uluslararası Kalkınmanın Geleceği İçin Senaryolar.” Bu rapor, Mayıs 2010’da gelecekçi Peter Schwartz’ın Küresel İş Ağı’yla işbirliği içinde yayınlandı. Rapor, Schwartz ve şirketi tarafından geliştirilen çeşitli gelecek senaryoları içeriyor. Bu senaryolardan birinin başlığı ilginç: “Kilit Adım: Sınırlı yenilik ve artan vatandaş itirazıyla, yukarıdan aşağıya daha sıkı hükümet kontrolü ve daha otoriter liderlik dünyası.” Burada, öngörüsel programlamadaki bazı terimler ilginçtir. Schwartz senaryosu şöyle diyor: “2012 yılında, dünyanın yıllardır beklediği salgın sonunda nihayet gerçekleşti. 2009’un H1N1’inden farklı olarak, yaban kazlarından kaynaklanan bu yeni grip türü, son derecede kesin hastalık yapıcı ve ölümcül bir durumdu. En sıkı hazırlanan ülkeler bile, virüs dünyaya yayıldığında bunalmıştı; bu virüs küresel nüfusun yaklaşık %20’sini enfekte ediyor ve sadece yedi ayda sekiz milyon kişiyi öldürüyor.” Rapor şöyle devam ediyor: “Salgının ekonomiler üzerinde de ölümcül bir etkisi oldu: Hem insanların hem de malların uluslararası hareketliliği durma noktasına geldi, turizm gibi endüstriler durgunlaştı, küresel tedarik zincirleri kırıldı. Yerel olarak bile, normalde hareketli dükkânlar ve ofis binaları, hem çalışanlardan hem de müşterilerden yoksun, aylarca boş oturuyordu. Bu ürkütücü geliyor.” Ardından senaryo çok ilginç bir hal alıyor: “Pandemi sırasında, dünyadaki ulusal liderler yetkilerini artırdılar; ve yüz maskelerinin zorunlu olarak kullanılmasından, tren istasyonları ve süpermarketler gibi ortak alanlara girişlerde vücut ısısı kontrollerine kadar çok sıkı kurallar ve kısıtlamalar getirdiler. Pandemi azaldıktan sonra bile, vatandaşların ve faaliyetlerinin bu daha otoriter kontrolü ve denetimi sıkılaşmış ve hatta yoğunlaşmıştı. Kendilerini giderek artan küresel sorunların (salgınlardan ve ulus ötesi terörizmden, çevre krizlerine ve artan yoksulluğa) yayılmasından korumak için, dünyadaki liderler iktidar üzerinde daha sıkı bir kavrayışa sahip oldular.”

Konuyla ilgili bir soru, bazı kötü aktörlerin ve bu dünyadaki bazı insanların, fırsatçı bir şekilde Kovid-19’un etrafındaki yaygın korkuları, seyahatte keskin sınırlar içeren, yukarıdan aşağı sosyal kontrolü ilerletmek için kullanmasıdır. Belki de paranın “sıhhi” elektronik nakitle değiştirilmesi, uzun vadeli yan etkilerin güvenli olduğu kanıtlanmamış olsa bile, zorunlu aşılama, sınırsız gözetim ve bunun gibi çeşitli mazeretler üzerinden siyasi protestolar gibi kişisel özgürlüklerin kısıtlanması, “test edilmeyi veya aşılamayı reddeden insanların tanımlanmasını” ve sayısız diğer kısıtlamaları sağlayacaktır.

Rockefeller 2010 senaryosunun çoğu zaten belli. Korku, sağlam bir sebep için, hiçbir zaman iyi bir rehber değildir.

Global Research’ten Tanju Aşanel çevirdi, Deniz Vural düzenledi.

https://www.globalresearch.ca/lock-step-no-futuristic-scenario/5705972

Bir Yorum Yazın