Tohum bir tane: Çernobil’in tükürdüğü kimyasalları bedenine ve ruhuna işlemiş ağaçların  çocuğu. Şimdi o bir ağaç, tohum değil artık. Kimselerin ihtimal vermediği, yaşama dair umutların olmadığı yerlerde, “Haydi canım, siz de insanlık! Hâlâ bir halt bilmiyorsunuz,” dercesine, mucizevi şekilde yeşerip serpilen. Hem de öyle dalı budağı ters, yaprağı yamuk falan da değil, ağaç gibi bir ağaç.

Eskisinden daha güzel bir “terk edilmiş” yer Çernobil. Terk edilen metroların binaların arasında, koca koca ağaçlar ve yabani hayvanlar. İnsan yine anlamamıştı. Ortalığı darmaduman ederken anlamadığı gibi, sonrasının açacak çiçeğini de anlamadı. Yanılmak insana özgü… gerçi sanırım bir yangın çıktı orada da yine, bilemiyorum aynı yer miydi yanan. O tohum, pardon ağaç şimdi kül ve karbon olarak geri öldü hayata…

İyiyi bilememek insana özgü… insana özgü olmayansa, bir şekilde hayatta kalmaya programlanmış olmak. Tek fark, bu dürtünün, akıl denilen mucizeyle birleştiğinde, ortaya sapkınlık derecesinde eylemlerin ortaya çıkabilmesi. Oburluk, aç gözlülük insana özgü… insana rağmen yaşar dünya hayatı. Gerçi insan da onun çocuğudur ve bu bize her evladın hayırlı olmadığını gösterir tekrar. Bu akıl Ay’da ya da Satürn’de evrimleşmedi. Bu canavarlık doğal bir süreçle evrimleşti. Ve insan bilemedi iyiyi. Hikaye bu ya, tekerrüre tabi olarak aynı zamanda, hayrın ve şerrin, neyin içinden ya da altından ya da arkasından çıkacağını da bilemedi insan, kişisel hayatında da küresel boyutta da. Acı içinde sevmişimdir insanın doğaya boyun eğişini… sonra yeni, yine yeniden bir şeyler kurulur çünkü insan hala doğurur ve hayatta kalmak için her şey yapılır. Dalyan’daki kaya mezarlıkların önünden, guletlerle turistler geçer şimdi. Son yakın, son uzak… maratonu yüz metre gibi koşmaya kalkarsan ısınırsın, çarpıntı tutar ve bayılırsın, biraz bunun gibi insanın kaderi şu yüz yıllar. Fakat mayasını insan katsa da doğa yoğurur hamuru ve dengesini bulur tekrar.

Yalnız şöyle bir durum var ki doğanın ya da dünyanın umurunda değildir birey. O her zaman türü düşünür. Bir sürü mazlum, güçsüz, saf, elenecek hayattan. Kimse adil olduğunu söylemedi bu hayatın, biz içine emekleyerek salınırken. Doğa da seçimlerini, elemelerini yaparken, sadece kendisini ve insanlığı düşünecek (evladı ne de olsa) sen ya da ben umurunda değiliz.

Velhasıl, yangından çıkan yemyeşil tohumların, daha yeşil daha verimli daha rüzgara âşık olması da ihtimal.

Çalkantılarda kaybolan hayatların, gelecekteki gerçek tebessümlere rahim olması temennisiyle

Gökalp Sönmez

Bir Yorum. Yorum yaz.

Bir Yorum Yazın