Pandemi sürecinde en çok konuşulan konulardan biri, bizim yasonrasi.com’da yayınladığımız yazılarda da sıkça sözü edilen, küreselleşme girişimlerinin sonunun gelip gelmediğiydi. Türkçeye Arzu Taşçıoğlu’nun, editörümüz Deniz Vural’la  birlikte kazandırdığı Joseph E. Stiglitz’in Küreselleşme – Büyük Hayal Kırıklığı isimli kitabından bahsetmek istiyoruz.

2001 yılında Ekonomi Bilimleri dalında Nobel Ödülü alan Stiglitz, alanında bir dönüm noktası olan ve çok satan kitabını genişletip güncelleyerek, küreselleşmenin ABD ve Avrupa’daki yeni hayal kırıklıklarına değiniyor. KüreselleşmeBüyük Hayal Kırıklığı, yayımlandıktan hemen sonra, Uluslararası Para Fonunun, Dünya Bankası gibi diğer büyük kuruluşların ve küresel ticaret anlaşmalarının, yardım ettiği varsayılan gelişmekte olan ülkelere nasıl zarar verdiğini göstererek, küreselleşme tartışmalarında bir mihenk taşı oldu. Küreselleşme günümüzde de yanlış yönetilmeye devam ediyor. Şimdi katkıda bulunduğu engebeli eşitsizliklerle iyice görünür olmuş zararları, Amerika’da da en az, gelişmiş dünyanın geri kalanı kadar artan politik kargaşayı yansıtıyor.

Kitabın yeni girişi ve hayal kırıklığı üzerine yeni bölümleri, Donald Trump’ın yükselişi ve yeni korumacı hareketle, küreselleşmenin gidişatına dair yeni son söz, Stiglitz’in mesajlarının ne kadar öngörülü olduğunu ortaya koyuyor.

Ömer Madra, Açık Radyo’da yaptığı programda Stiglitz’in kitabı için şöyle diyor:

“Stiglitz’in kitabından yola çıkarak şu söylenebilir: Küreselleşme toplumların sorunlarını çözme konusunda fazla fayda ya da katkı getirmedi. Bunlardan bir tanesi, iktisat anlayışının eğilip bükülmesinden, iktisadın çok dar yorumlanmasından kaynaklanıyor. Adam Smith ve Coase gibi adamları da harcama pahasına böyle bir şey yapıldığı söyleniyor. Ve bir köktenci ideoloji, piyasa ideolojisi yüzünden diyor. İkincisi, başarısızlık küreselleşmenin bizatihi kendisinin yönetiminden ve bunun kurumlarının hazır ve yeterli olmamasından; IMF’nin, Dünya Bankasının ve Dünya Ticaret Örgütünün yetki ve hazırlık bakımından yetersiz olmasından. Bir üçüncü nokta da küreselleşen finans çevrelerinin ve büyük ülkelerin, gelişmiş ülkelerin menfaatine olacak şekilde bir yönlendirmesi var; asıl finans küreselleşince, arkasında da ABD’nin hatırı sayılır bir ağırlığı olmasından dolayı küreselleşmenin ekstra bir zorluk etkisi yarattığını, yani bozucu bir etki yaratmasını söyleyebiliriz.”

Joseph E. Stiglitz kitabın yayınlanmasından sonra yazdığı makalede şunları söylüyor:

“Bundan on beş yıl kadar önce, küreselleşmenin gelişmekte olan ülkelerde neden onca tatminsizliğe neden olduğunu araştıran Küreselleşme – Büyük Hayal Kırıklığı adlı kitabımı yayınlamıştım. Basitçe özetleyecek olursak birçok birey, sistemin kendilerinin aleyhinde ‘hileli’ olduğuna inanıyordu, küresel ticaret anlaşmaları özellikle adaletsiz olmaları sebebiyle dışlanıyordu. Bugün baktığımızda küreselleşmenin yarattığı büyük hayal kırıklığı, ABD’de ve sistemin kendi ülkelerine adaletsiz davrandığını düşünen politikacılarla yönetilen diğer gelişmiş ülkelerde bir popülizm furyasını körükledi. ABD’de Başkan Donald Trump ülkenin bu ülkelerle ticaret müzakerecilerinin Meksika’dan ve Çin’den büyük darbe aldığı konusunda ısrarcı. Peki, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde herkese fayda sağlaması düşünülen bir önlem, neden neredeyse her yerde eleştiriliyor? Bir ticaret anlaşması tüm taraflara nasıl adil olabilir?

Gelişmekte olan ülkelerde yaşayanlara ilişkin Trump’ın iddiaları (kendisi gibi) gülünç. ABD küreselleşmenin kurallarını yazmış ve kurumlarını yaratmıştır. Bu kurumların bazılarında (örneğin Uluslararası Para Fonunda) ABD’nin küresel ekonomide azalan ağırlığına rağmen halen veto yetkisi var (ki bu da Trump’ın yok etmeye niyetli olduğu bir yetki).

Ticaret müzakerelerini çeyrek yüzyılı aşan bir süredir izleyen biri olarak, ABD ticaret müzakerecilerinin istediklerinin büyük bir çoğunluğunu elde ettiğinin aşikâr olduğunu düşünüyorum. Sorun, hep ne istediklerine ilişkin oldu, alıp alamamalarında değil. Gündemleri, kapalı kapılar ardında şirketler tarafından belirlendi. Genelde çok uluslu şirketler tarafından her yerdeki sade vatandaşların ve işçilerin zararına olacak şekilde yazılmış bir gündemdi. Nitekim, maaşları düşen veya işsiz kalan işçiler acımasız ekonomik ilerleme yürüyüşünün kaçınılmaz fakat masum kurbanlarıdır; ve ikincil zarardırlar. Ancak olanlar farklı bir şekilde de yorumlanabilir: Küreselleşmenin hedeflerinden biri, işçilerin pazarlık gücünü zayıflatmaktı. Kurumların istediği şey daha ucuz emekti ve bunu alabiliyorlardı. Bu yorum, ticaret anlaşmalarının bazı kafa karıştırıcı yönlerini açıklamaya yardımcı olur.

Hayal kırıklığının küreselleşmesine karşı üç tepki

Küreselleşmenin yarattığı büyük hayal kırıklığının küreselleşmesine karşı üç tepki var. İlk olarak (buna Las Vegas stratejisi diyelim) son 25 yıldır yönetildiği gibi, küreselleşmeyle ilgili bahsi iki katına çıkarmak. Bu bahis, yanlış olduğu kanıtlanmış tüm politik başarısızlıklar (ekonomide damlama teorisi) gibi, gelecekte bir şekilde başarılı olabileceği umuduna dayanır.

İkinci tepki Trumpizm: küreselleşmeden kendini tamamen koparmak, bunun bir şekilde eskide kalmış bir dünyayı geri getirmesini umut etmek. Fakat korumacılık bir işe yaramayacak. Üretimde istihdam küresel olarak düşüş eğiliminde çünkü verimlilik büyümesi talep edilen büyümeyi aşmış durumdadır. Üretim geri gelse bile, istihdam geri gelmez. Robotların da aralarında olduğu gelişmiş üretim teknolojileri, çok daha az sayıda istihdam yaratılacağı, bu boşluğu doldurmak için çok daha yüksek yetkinlik ve beceriler gerekeceği ve kaybolan istihdamın başka lokasyonlarda yaratılacağı anlamına gelir. Bahsi iki katına çıkarmak gibi, bu yaklaşım da başarısızlığa mahkûmdur, geride bırakılmış hissedenlerin gittikçe artan hayal kırıklıklarını daha da artıracaktır.

Trump, en önemli seçim kampanyası vaadi olan, yerel tasarruflarla yatırımlar arasındaki farkla belirlenen ticaret açığını azaltma hedefine ulaşma konusunda bile başarısız olacak. Artık Cumhuriyetçiler engelleri aştı ve yeni vergi reformu sayesinde milyarderlere vergi indirimleri uygulayarak, doların yükselmesine neden olacaklar, bu da ulusal tasarrufları düşürüp ticari açığı yükseltecek. (Mali açıklar ve ticaret açıkları normalde birbirine çok yakın hareket ettiği için “ikiz” açıklar olarak da adlandırılırlar.) Trump istemese de yavaş yavaş şunu anlamaya başladı: Dünyanın en güçlü konumundaki bir adamın bile kontrol edemeyeceği durumlar olabiliyor.

Üçüncü bir yaklaşım var: o da korumacı olmayan sosyal koruma, küçük İskandinav ülkelerinin izlediği yaklaşım. Küçük ülkeler oldukları için, açık kalmaları gerektiğini biliyorlardı. Fakat açık kalmanın, işçileri farklı risklere karşı korumasız hale getirebileceğini de biliyorlardı. Böylece işçilerin eski işlerden, yeni bir işe geçmelerine yardımcı olan ve geçiş dönemlerinde destek sağlayan bir sosyal sözleşme yapmaları gerekiyordu.

İskandinav ülkeleri derin demokratik toplumlardı; bu nedenle, çoğu işçi küreselleşmenin kendilerine fayda sağladığı düşüncesine son vermedikçe küreselleşmenin kaldırılamayacağını biliyorlardı. Ve bu ülkelerdeki zenginler, küreselleşme gerektiği gibi çalışsaydı, sistemin herkese yetecek kadar fayda sağlayacağını kabul ettiler.

Son yıllarda Amerikan kapitalizmi, dur durak bilmeyen bir açgözlülük içinde; 2008 finansal krizi bunu büyük ölçüde teyit ediyor. Fakat bazı ülkelerde uygulanmakta olduğu gibi, bir pazar ekonomisi, kapitalizmin ve küreselleşmenin aşırılıklarını hafifleten ve çoğu vatandaş için daha yüksek sürdürülebilir büyüme ve yüksek yaşam standartları sağlayan biçimler alabilir.

Bu başarılardan ne yapmamız gerektiğini, tıpkı geçmiş hatalarımızdan ne yapmamamız gerektiğini öğrendiğimiz gibi öğrenebiliriz. Açıkça görüleceği üzere, küreselleşmeyi herkese fayda sağlayacak şekilde yönetmezsek, kuzeydeki yeni hayal kırıklıkları ve güneydeki eski hayal kırıklıkları yoğunlaşabilir.”

https://www.idefix.com/Kitap/Kuresellesme-Buyuk-Hayal-Kirikligi/Arastirma-Tarih/Politikaarastirma/Dunya-Politika/urunno=0001784051001?gclid=Cj0KCQjwzZj2BRDVARIsABs3l9LftSsMle5f-6uvkbEKRM0QEP_8ONT63qCDZlBzipJ6DOEikt2-MvwaAv5PEALw_wcB

Tanju Aşanel Düzeltme: Deniz Vural

Bir Yorum Yazın