Bu web sitesini kurguladığım günlerde en büyük kaygım, insanların yeni bir gelecek üzerine düşünmeyi ve konuşmayı sevmemesi konusundaki önyargılarımdı. Çünkü “gelecek” gibi belirsiz bir kavram, özellikle büyük krizlerle karşılaşıldığında, insanlara gitgide daha karmaşık ve korkutucu geliyor. Dolayısıyla kabullenilmesi zor görülen ve tüm alışkanlıklarımızı değiştirmemizin gerekeceği bir durumla yüzleşmektense, süreci reddeden ve zayıf kanıtlara ve manipülasyonlara dayanan “komplo teori”lerine inanmak daha kolay addediliyor.

Birkaç gündür sosyal medyada sıklıkla tanık olduğum ve bazen de kendimi tutamayıp tartışmalara dahil olduğum paylaşımlar beni bu yazıyı yazmaya itti. Bana en ilginç gelen noktaysa, şu anda korona virüse inanmamaya meyilli olan ve virüsün var olmadığına dair komplo yazı ve videolarını paylaşanların büyük bir kısmının, pandeminin ilk günlerinde en temkinli olan, hatta devletin ölüm sayılarını gizlediğine ve tehlikenin bize gösterilenden daha büyük olduğuna inanan kişilerle aynı kişiler olması. Bir dostum, ilk günlerde kullandığımız maskelerin yetersiz olduğunu söylemiş, iki maske arasına hijyenik kadın pedi koymamızı önermiş, saçlarını da kazımıştı. Devletlerin tehlikeyi olduğundan az göstermesine en başlarda emin görünen bu dostumuz, şimdi korona virüsün olmadığını ispatlayan bir paylaşım yapmış. Çok güvendiği bu kaynak ise: Bilecik News.

Peki, insanlar bu komplo teorilerine inanmaya neden bu kadar meyilli? Bilecik News’daki bir haber, dünya çapındaki hekimlerin ve otoritelerin söylediklerinden niye daha inandırıcı geliyor?

Dünya çapında bizim algılayabildiğimizin dışında pek çok gelişmenin olduğunu ve bunları anlamlandırabilmemizin her zaman mümkün olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle, tüm dünyayı etkileyen krizler bizim kontrolümüzün dışında kendi hayatlarımızı etkilediğinde, panik halinde önümüze gelen ve aklımızın yattığı ilk komplo teorisine sarılabiliriz. İnsanlar, kendilerini yeterli bir düzeyde tatmin etmeyecek her konuda komplo teorilerine inanmaya eğilimlidir.

Prof. Dr. Taner Damcı, Sağlık Ararken Aldatılmak Neden Sahte Bilimi Satın Alıyoruz? adlı kitabında şöyle diyor:

“Kuşkusuz dünya güllük gülistanlık ve tüm insanlar iyi niyetli değil. Ancak genel olarak hissettiğimiz güvensizlik duygusu gerçek durumun gerektirdiğinden çok yüksek düzeyde. Acaba bu güvensizlik de oluşturulmuş bir algı mı? Algıladığımız riskler ne kadar gerçek? Boyutları ve önemi gerçekten sandığımız ölçülerde mi? Tıpkı mutluluk arayışı gibi güvenlik arayışımız da dozu fazla kaçtıkça bize güvensizlik mi getiriyor?”

“Günümüz insanı olarak özelliklerimizden biri de kolay ikna edilebilmek ve inanmak için kanıta gerek duymamaktır. Çoğumuz için somut kanıtlardan daha çok ikna edenin yeteneği önemlidir. İkna eden, doğru olmasa da bize mantıklı gelen bir senaryo yazmışsa onu hemen satın alırız. Birisi ‘Bunun doğru olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Neden inanıyorsun?’ dediğinde de sıklıkla, ‘Ama bana çok mantıklı ve inandırıcı geldi’ yanıtını veririz. İçine komplo teorisi katılmış öyküler, konuşmalar, diziler, filmler çok daha büyük ilgiyle izlenir. Sadece komplo teorileriyle reyting rekorları kıran televizyon programları var. Dürüst olmak gerekirse ben de komplo teorisi içeren romanları büyük bir heyecanla bir solukta okurum. Bunların kurgu olduğunu aklımızdan çıkarmayıp gerçek yaşamımıza sızmalarına ve dünyaya bakışımızı, davranışlarımızı yönetmeye başlamalarına izin vermezsek heyecan verici, eğlendirici ve düşündürücü olabilirler. Ancak, özellikle sağlık ve beslenme alanındaki komplo teorileri masum hatta kurtarıcı gibi görünseler bile bize zarar verebilirler.”

Prof. Dr. Taner Damcı’nın söyledikleriyle uyumlu pek çok sosyal psikoloji araştırmasının da var olduğunu belirtelim. Tabii bu araştırmaların da bu komplo teorilerine hizmet ettiğini söyleyecek kişiler olacaktır.

ABD ve İngiltere’de son dönemde yapılan bazı araştırmalar, insanların kendilerini iyi hissedip hissetmemeleriyle, komplo teorileri ve doğaüstü olaylara inanmak arasında bir bağ olabileceğini ortaya koyuyor.

Geçtiğimiz aylarda Journal of Experimental Social Psychology (Deneysel Sosyal Psikoloji Dergisi) tarafından yayımlanan bir araştırma raporunda, insanların arkadaşlarıyla arasının bozulması ya da evlilik veya birlikteliğinin sona ermesi gibi nedenlerle kendisini yalnız hissetmesiyle, komplo teorilerine inanma ve batıl inanç sahibi olma arasında bir bağ olabileceği sonucuna varıldı. İngiltere’de Anglia Ruskin Üniversitesi öğretim üyesi Viren Swami tarafından 2016 yılında yapılan bir araştırmada da stresle gerçek olmayan şeylere inanma arasında bir bağ olabileceği tespit edilmişti.

Johannes Gutenberg Üniversitesi’nden sosyal psikolog Pia Lamberty ise, derin sosyal kargaşa dönemlerinde insanların sık sık kendilerini güvensiz ve güçsüz hissettiklerini söylüyor. Lamberty sözlerine, “Komplo anlatıları tam olarak bu duygulara hitap ediyor. Komplocular, böylesi kriz dönemlerinde dünyayı daha anlaşılır hale getirdiği için komplo anlatısı da dünyalarını yapılandırmaya başlıyor,” diye devam ediyor.

Peki pandemi günlerinde neler oluyor?

Kanada’daki Ottawa Üniversitesi’nden Heidi Oi-Yee Li liderliğindeki bir araştırma ekibinin, BMJ Global Health dergisinde yayınlanan araştırmasına göre, bu dönemde izlenen İngilizce kovid-19 videolarının dörtte birinden fazlası, dezenformasyon içeriyor. YouTube’da 69 videoyu analiz eden ekip, bu videoların 62 milyondan fazla kez tıklandığını belirtti.

Belli başlı korona virüs komplo teorilerine bir göz atalım:

  • ABD: Korona virüsün ilk kaynağının ABD hükümeti olduğu ve bilerek dünyaya yayıldığına dair bir iddia var. Bu iddiayı ilk olarak, Rus haber ağı Channel One canlı bir haber yayını sırasında ortaya attı. Yayındaki spiker, ABD hükümetinin Çin ekonomisini yok etmek için virüsü bilerek yaydığını söyledi. Spiker bu iddiasını “korona” kelimesinin bazı dillerde taç anlamına geldiği gerçeğine dayandırdı. Bildiğiniz gibi Trump, 1996 yılında Miss Universe, Miss USA, Miss Teen USA’den oluşan üç güzellik yarışma organizasyonunu satın almış ve kazananlara taçlarını kendi elleriyle takmıştı.Rus spiker, işte bu yüzden virüse korona dendiğini ve ABD tarafından yapıldığını iddia etti. Ancak bilim insanları, virüsün taç şekline benzediğini ve bu yüzden korona dendiğini söylüyor.
  • Bill Gates: Bill Gates’in korona virüs olayına nasıl dahil olduğu anlamak için 2019’un Ekim ayına gitmemiz gerekiyor. O tarihte, Bill & Melinda Gates Vakfı, Dünya Ekonomik Forumuyla ve John Hopkins Sağlık Güvenliği Merkeziyle işbirliği yaparak, bir salgınla nasıl mücadele edilebileceğine dair çalışmalar yürüttü. Ancak söz konusu çalışmadan yalnızca iki ay sonra korona virüs salgınının ortaya çıkması, komplo teorisyenlerinin Bill Gates’i hedef göstermesine neden oldu. Bazı insanlar, yukarıda bahsettiğimiz üç farklı kuruluşun da korona virüsü başından beri planladığını söylüyor. Tepkilerin büyümesinden sonra bir açıklama yapmak zorunda kalan John Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi, korona virüsle bir bağlantılarının olmadığını açıkladı. Komplo teorisyenleri, ayrıca Bill &Melinda Gates Vakfının, daha önce bir korona virüs aşısı patenti alan İngiltere merkezli Pirbright Institute şirketine de fon sağladığını söylüyor. Pirbright Institute, yalnızca kuşları etkileyen korona virüsler hakkında aşı geliştirdiklerini ve Çin’de ortaya çıkan korona virüsle ilgili daha önce bir çalışmalarının olmadığını belirtti.
  • 5G İnternet: Korona virüsün ilk olarak Vuhan kentinde ortaya çıkması, bir diğer tartışmayı da beraberinde getirdi. Çünkü bu şehir, aynı zamanda 5G’nin kullanılmaya başlandığı ilk Çin şehirlerinden bir tanesiydi. Bazı komplo teorisyenleri, korona virüsün 5G internet tarafından salınan radyasyon dalgalarından kaynaklandığına inanıyor.  Ancak araştırmacılar, Vuhan’ın 5G bağlantısı kullanan 16 Çin şehrinden yalnızca biri olduğunu ve söz konusu iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylüyor.
  • Çin: Bazı insanlar, Çin’in biyolojik silah programının bir parçası olarak korona virüsü yarattığına ve daha sonra bu virüsün laboratuardan sızarak salgına neden olduğuna inanıyor. Sızma gerçekleşen bu laboratuarınsa, Ulusal Biyogüvenlik Laboratuarı olduğuna inanılıyor. Vuhan’da bulunan Viroloji Enstitüsünün bir parçası olan bu laboratuar, ölümcül virüsler hakkında araştırma yapabilen Çin hükümetine ait tek tesis olarak göze çarpıyor. Çin Halk Cumhuriyeti başkanı Xi Jinping, salgının başlamasından hemen sonra yaptığı açıklamada, Ulusal Biyogüvenlik Laboratuarının güvenliğinin ulusal bir sorun olduğunu açıklamıştı. Ayrıca bir gün sonra Çin Bilim ve Teknoloji Bakanlığı, laboratuarların virüs sızmasına karşı nasıl güvenli hale getirilebileceğine dair çeşitli talimatlar yayınlamıştı.
  • Yarasa Çorbası: İnsanların korona virüsü yarasalardan kaptığına dair çeşitli söylentiler var. Bazı komplo teorisyenleri, bu virüsün yarasalardan insanlara geçtiğine kesin gözüyle bakıyor. Çinli seyahat blog yazarı Wang Mengyun, yarasa çorbası yediği bir videonun internette viral olması nedeniyle hedef haline geldi. Ancak söz konusu videonun Çin’de değil, Pasifik Okyanusu’nda bir ada ülkesinde çekildiği ortaya çıktı.
  • Plandemic: Plandemicisimli sahte belgesel ve merkezindeki Judy Mikovits isimli araştırmacı son günlerde milyonlarca kişi tarafından izlendi. Plandemic (yani “planlanmış pandemi”), kovid-19 pandemisinin “güç odakları” tarafından planlandığını ve toplumun kriz anında en çok güvendiği insanların aslında pandeminin mimarları olduğunu iddia ediyor. Science dergisi, Plandemic sahte belgeselinin iddialarını tek tek çürüttü.
  • Comunavirus: Brezilya Dışişleri Bakanı Ernesto Araujo’ya göreyse, korona virüs salgınının ardında, dünya çapında komünizmi yayma planı yatıyor. Araujo, bizzat kaleme aldığı “Comunavirus (Portekizce korona virüs ve komünizm kavramlarının birleştirildiği bir kelime oyunu) geldi” başlıklı blogunda “Korona virüs, komünist kabusu yeniden uyandırıyor” ifadelerini kullanarak, ulusal sorumlulukların Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) aktarılmasının, dünya çapında yürürlüğe sokulmak istenen komünist bir dayanışmanın ilk adımı olduğunu savunuyor.

Biz sözü yine Prof. Dr. Taner Damcı’ya bırakalım:

“Genelde inandığımız komplo senaryolarının doğru olup olmadığını sorgulamaz ve araştırmayız. Takım tutar gibi destekleriz. Araştırmak için zahmete girmeye gerek yoktur. Çünkü sorumlu olan güçler zaten kanıtları da saklamışlardır. Bu da senaryonun bir parçasıdır. Bazen de sahte bilim yayınları ve kişisel fikir uçuşmaları kaynak veya kanıt diye önümüze konulur. Biz de inanırız.

Kaygılı zamanlarımızda bizim için karamsar komplo senaryolarının inandırıcılığı artar. Zihnimiz bunların kolayca yerleşebilmesine daha uygun hale gelir. Kaygı yeni kaygıların oluşmasını tetikler. Bir kısır döngü oluşur. Kaygılar birbirine eklene eklene ‘Dünyada her şey planlanmış kötülüklerden oluşuyor, sürekli kandırılıyoruz’ noktasına gelinebilir. Bir süre sonra her şeyden şüphelenen ve umutsuzca sanal düşmanlarla savaşan Don Kişot’unkine benzer bir duruma düşebiliriz.

Bazılarımızın en büyük kaygısı sağlıkla ilgili komplo teorileri ve bu konudaki distopik senaryoların gerçekleşme olasılığıdır. Kendimizin ve sevdiklerimizin bunlardan etkileneceğine dair endişe duyarız. Bu kaygılar kesinlikle masum veya kişisel boyutta kalan yaşantılar ve duygular değildir. Mutlaka başkalarına da bulaşır ve önemli toplumsal etkileri vardır. Healthism, orthoreksiyanervosa gibi güncel patolojilere zemin hazırlayan ve insanları sahte bilim ve şarlatanların kucağına atan zihinsel durumun arka planını oluştururlar. Komplo teorilerine inanmak sanılanın tersine insanı dirençli yapmaz, savunmasız hale getirir.

Neden son zamanlarda komplo teorileri yaşamımızda büyük yer kaplamaya başladı? Dünya mı bozuldu? Biz mi değiştik? Daha çok ikincisi. Her ne kadar günlük konuşmalarımızda hiçbir şeyin eskisi kadar iyi olmadığını söylesek de rakamlar bunun tersini söylüyor. En azından sağlık alanında. Yediklerimizin, içtiklerimizin ve sağlımızın, atalarımızın zamanında daha iyi olduğunu sık sık dile getirsek de bu bir yanılgıdan başka bir şey değildir. Buna da inanabilirsiniz ama asıl değişen bizim düşünce yapımız ve dünyaya bakış şeklimizdir

Birincisi aşırı bireyselleşip kurumsal yapılara olan güvenimizi gittikçe kaybetmemiz. Bunun sonucu, her şeye kendi kendimize düşünüp aldatılmadan karar vermeye çalışmamız. O konuda bilgimiz olmamasına rağmen kendi düşüncemize verdiğimiz aşırı önem. Her şeyin aklımıza yatması ve ikna olmamızın gerekmesi. Bunun sonucunda doğrunun bize mantıklı gelen olduğu inancı.

Akıl yürütmek harikadır. Felsefe ve bilimin temel taşıdır. Ancak sadece akıl yürüterek yani deney ve kanıt olmadan evrensel gerçeklere ulaşma olasılığı oldukça düşüktür. Akıl yürütme bize denemek ve kanıt elde etmek için başlangıç olması ve yol göstermesi durumunda çok değerlidir. Özellikle de sağlık alanında. Örneğin tarih boyunca hastalıkların sebepleri konusunda insanlar akıl yürütmüş ve bugün bize gülünç gelen şeylere inanmışlardır. Büyük bilgeler bile hastalıkları tarihi değeri olan ancak bilimsel gerçeklikle ilgisi olmayan yöntemlerle tanımlayıp iyileştirmeye çalışmışlardır. Gerçek sebeplerin ortaya çıkması ve etkin tedavi yine insan aklının ürünü olan bilimsel yöntemle olmuştur. Büyük saygı duysak da artık hastalıkları Hipokrat veya İbni Sina’nın yöntemleriyle tedavi etmiyoruz.

Komplo teorilerinin insana mantıklı gelmesi diğer komplo teorilerine de inanmaya uygun bir zihinsel yapı oluşturur. Bu zihinsel yapıda sebepleri basit ve açık gerçekleşen olayların bile arkasında büyük ve güçlü ancak varlığı gizli bir grubun çıkarları olduğuna inanılır. Hangi konuda olurlarsa olsunlar tüm komplo teorileri benzer zeminlerde yeşerir.

Komplo teorilerine eğilimde ikinci unsur varoluşsal sebeplerdir. Yaşamın önemli alanlarında kendini eksik hisseden insanlar komplo teorilerine daha yatkın olurlar. Azınlıktaki etnik gruplara ait olmak, şişmanlık, gelir, meslek, sosyal statü gibi sebeplerden ötürü ötekileştirmelere maruz kalıyor olmak bunların çekiciliğini artırır. Politik seçimleri iktidarda olmayan, yönetime karşı olan, hakkını alamadığına inanan insanlar için komplo teorileri bir sığınak olabilir. Bu durumların sorumluluğu en azından kısmen başka güçlere yüklenerek bir kaçış yolu açılabilir. Örneğin şişman insanlar şişmanlığın en büyük sebebinin insanın yaşam biçimi ve genleri değil gıda endüstrisinin insanları şişmanlatmayı amaçlayan manipülasyonları olduğuna inanmaya daha eğilimlidir.

Gülen bir maskeyle bizi kurtaracağını iddia eden kurtarıcılar komplo teorilerinden daha masum değildir. Korktuğumuz küresel güçlerin yetersiz bile olsa bir kontrol sistemleri varken, bizi onlardan koruma iddiasındaki, teke tek yakalandığımız kurtarıcıların yoktur. Bizi bizim izin verdiğimiz ölçüde aldatırlar. Kendimizi koruyabilecek olan da yine ve sadece kendimiziz.“

İnanmayı istediğimiz yalanlar

2010 yılında çıkardığım albümdeki bir şarkıda şöyle bir dize vardı: “Kendime yalanlar söylesem, dünya daha güzel görünür mü?” Kuşkusuz dünyanın katlanılabilir olması için inanmayı istediğimiz ve sarıldığımız olgular var. Doğruluğunu sorgulamadan kabullendiğimiz, içimizi ferahlatan ya da bazen belirsizliğin karanlığında yaşamaktansa karamsar da olsa netliğinde rahatladığımız yalanlarımız var. Umarım içinizden birileri bu yazıyı yazmam için Bill Gates’ten para aldığımı, küresel güçlerle işbirliği yapıp dünya nüfusunu yarıya indirme planının maşası olduğumu fark etmez. Sonuçta Bilecik News kadar olaya hakim değiliz.

Tanju Aşanel, Düzeltme: Deniz Vural

Kaynakça:

Sağlık Ararken Aldatılmak Neden Sahte Bilimi Satın Alıyoruz? Prof. Dr. Taner Damcı Doğan Kitap

BBC News: Komplo teorilerine inanmak ile akıl sağlığı arasında bir bağlantı var mı?

Deutsche Welle: 5G ile korona virüs arasında bağlantı var mı?

Science Magazine: Fact-checking Judy Mikovits, the controversial virologist attacking Anthony Fauci in a viral conspiracy video

Bir Yorum. Yorum yaz.

  • Harun dedi ki:

    Bazen fiziksel, matematiksel veya bilimsel kanıt gerekmeden, sezgisel olarak olacakları hızlı bir şekilde öngörü olarak biliriz. Örneğin belirli bir hızda duvara karşı giden arabanın duvara çarpıcağını sezeriz, veya psikologa danışmadan cinsel taciz yapanı anlarız.
    Nasıl ki açık ve dolaylı reklamlarla toplum tüketim toplumu haline getiriliyorsa, iftira ve yalan haberlerle bu zamanın, ama geleceğin tarihi saptırılıyorsa, kirletme veya iftira ile siyaset yapılabiliniyorsa, bir doğru binbir yalanla kamufle edilip toplumun kafasını iyice bulandırılabiliniyor. Bu şekilde açık bir şekilde bile görülen komploları açıklayanlar komplocu diye susturabiliniyor veya sistemin yanlışlarını deşifre eden aydınlarda terörist ilan edilebiliniyor. Medya, hukuk, para ve güç sendeyse bilim adamlarını bile savaş endüstrisinde araç olarak kullanabilirsin. Dur bakali ne olacak hikayesini bilen var mı?

Bir Yorum Yazın