NEDEN OKUNMALI? Korona, terör ya da göç politikaları: Yalan haberler, daralan bilgi kanalları ve kasıtlı dezenformasyon, gerek video kanalları ve sosyal medya ama kısmen de köklü yayınlar aracılığıyla, artık medyanın ayrılmaz birer unsuru haline geldi. Avrupa basınında bu konuda son günlerde çıkan yorumlar “Post-truth çağı”nın temel çelişkilerini de ortaya koyuyor: Yalan da olsa her görüşe değer vermeli miyiz?

Okuma süresi: 3 dakika

Korona, terör ya da göç politikaları: Yalan haberler, daralan bilgi kanalları ve kasıtlı dezenformasyon, gerek video kanalları ve sosyal medya ama kısmen de köklü yayınlar aracılığıyla, artık medyanın ayrılmaz birer unsuru haline geldi.

Meczuplar da iç güvenliği tehdit edebilir

Bulvar gazetesi Blick, Almanya’da ve İsviçre’de şiddete meyilli korona inkarcılarına karşı uyarıyor:

“Bir gün sıra Robert-Koch Enstitüsü’ne de gelecek (…), diye yazmıştı bir Telegram kullanıcısı. (…) Kuru gürültü mü? Bakın geçtiğimiz hafta sonu kimliği tespit edilemeyen kişiler, Robert-Koch Enstitüsü’ne yanıcı maddeyle saldırdı. İnkarcıların ve komplo teoricilerin bu militan söylemlerini ciddiye almalıyız. (…) Sohbet uygulaması Telegram üzerinden İsviçre’de Sağlık Bakanı Alain Berset’in öldürülmesi çağrısı yapılabiliyor, aşırı uçlar Başbakan Simonetta Sommaruga’nın gaz odasına sokulması gerektiğini söylüyorsa, ülkenin yetkili makamları bununla ilgilenmelidir. Bu ülkenin yurttaşları olarak biz de öyle. Karşımızdaki küçük, gürültücü bir azınlık, hatta birkaç tane meczup olabilir. Ama meczuplar da iç güvenliği tehdit edebilir.”

Manipülasyon giderek daha da kurnazca yapılıyor

Wiener Zeitung‘a göre kasıtlı dezenformasyon her geçen gün daha güçlü bir etkiye sahip oluyor:

“Almanya, Avusturya ve İsviçre’den 500 sosyal medya kullanıcısı arasında yapılan bir ankette, katılımcıların %60’ı yalan haber tuzağına düştüklerini açıkladı. (…) Anketin gösterdiği bir başka şey de insanların yarısından fazlasını tuzağa düşüren yalan haberlerin, artık niş bir sorun olmaktan çıktığı. İnsanlığın giderek daha da aptallaştığını kabul etmek istemiyorsak, bu trendin sebebi olan yalan haber üretenlerin, işlerinde giderek daha iyi olmaları ve güvenilmez olduklarını daha iyi gizleyebilmeleri. Bunun toplumun yanı sıra, önemli demokratik kararlara ve gelişmelere nasıl bir etkisi olacağını, ABD seçimleri gösterecek.”

Algı ve olgu birbirinden uzaklaşırken

QAnon’un1 yaygınlaştırdığına benzer komplo teorilerinin yarattığı en büyük tehlike, insanların artık kimseye güvenmemesine sebep olması, diyor The Guardian:

“Bir başkanın bile (medya sözüm ona bizden gizlediği için) göremediğimiz olayların gerçekleştiğini ileri sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. (…) QAnon’un sebep olduğu tehlike, gerçek olduğunu anlayabileceklerimizle gerçek olduğunu düşündüklerimiz arasındaki ilişkiyi zayıflatıyor olması. Sorun, QAnon’un çılgın teorilerine inanan birinin her şeye inanacak olması değil, QAnon’un ona, kimseye inanmamaya karar almasına izin vermesi. Gerçek, insanın duygusunun söylediği, karından gelen bir histir ve şimdi önümüzde birden fazla seçenek bulunuyor.”

İfade özgürlüğü saçmalıklar için de geçerlidir

Sosyal medyanın komplo teorilerini ve nefret söylemini durdurma çabasıyla paylaşımları işaretlemesi, hesap silmesi Macar gazetesi Azonnali‘ye göre pek de sorunsuz değil:

“Düşüncelerimi özgürce ifade edebilme talebinde bulunuyorsam, başkalarına da bu hakkı tanımalıyım. Hatta benim görüşüme göre saçma sapan şeyler söyleseler bile. (…) Bir özel şirketin sahip olduğu platformda hangi ifadelere yer vereceğini belirleyebileceği görüşü, günümüz gerçekliğinin on yıl gerisinde kalmıştır. Facebook, Google, Youtube ve Twitter günümüzde kamuoyunun ta kendisi. (…) Birileri bu platformlardan uzaklaştırıldığında, kamuoyundan silinmiş oluyor. Diktalar ve liberal olmayan rejimler tarafından alenen kuşatılan ifade özgürlüğünün altını, çok uluslu teknoloji şirketleri sessiz sedasız oyuyor.”


1. Ç.N: Somut delillerle kanıtlanmamış “derin devlet” iddialarını ortaya atan ve QAnon adıyla bilinen komplo teorisi, bundan üç yıl önce internetin karanlık köşelerinde yayılmaya başladı. ABD’de “derin devlet” kavramı, istihbarat, siyaset ve iş dünyasından elitlerin oluşturduğu grubu tanımlamak üzere kullanılmış; bu grubun, Başkan Donald Trump’la gizli bir savaş içinde olduğu yönünde iddialar ortaya atılmıştı.


Derleme: Tanju Aşanel Düzeltme: Deniz Vural


Bir Yorum Yazın